15
Tem
2008

ilk iş günü

sabret


14
Tem
2008

evde tek başına

evde tek başına


10
Tem
2008

son üç gün

üç gündür ardarda sinemaya gidiyoruz. birinci film wanted: güzel sayılırdı.
ikinci film hancock: başlarda komik sonlarda saçma.
üçüncü film kung fu panda -buna istemsiz olarak tüm direnişime rağmen gitmeye mecbur edildim- bu film hakkında pek yorum yapamayacağım sanırım. çünkü ben başka bir şeye gülerken koltuğun benimle birlikte sallanırkenki gıcırtısına gülmekten, hatırlayıp hatırlayıp tekrar gülmekten kendimi alamazken filme pek zaman kalmadı.

bütün filmlerde yüksek seslerin hepsinin kesildiği sessizlik anında ses tonunu ayarlayamayıp sesli sesli konuşan bendim.
bütün filmlerde ayakkabılarımı çıkarttım.
nedeni; kaç zamandır yürümediğim yol kalmadığından ayaklarım acı çekiyordu.


01
Tem
2008

kına gecesi

kınagecesimodu


12
Haz
2008

fırfır

giyince içimden zıplamak geldi. bu kadar kabarık bir etekle dünyaya hükmederim zannettim bir an :)
halbuki her tarafı fırfırlı.


07
Haz
2008

pırpır

içimde durmadan pır pır pır eden bişey var. bir kuş yuttum sanırım.
karışık duygular içindeyim.


01
Haz
2008

tanık etkisi

kaygısızlığımın ve umarsızlığım en yüksek seviyede olmasının sebebi; etrafımdakilerin bana karşı kaygı ve umrundalıklarının en yüksek seviyede olması bence.

her gireceğim sınava sanki öss’ye giriyormuşum gibi davrandıkları için; sınav yerini önceden tespit etmedim, bildiğim bir yerde zannediyordum ama orası değilmiş. sınav günleri çalışıyormuşum ve bunu çok geç farkettim. değiştiremediğim için işten izin alarak gitmek zorunda kaldım. ve evet selçuklu imam hatip’in uzun/upuzun merdivenlerini koşarak geriye doğru düşme tehlikeleri geçirerek ve hatta uçarak çıkan kız bendim. sınava geç kaldım.

neyseki benim gibi bu sınavı umursamayan görevli beni içeri aldı. en mutlu olduğum an ise; 10 numaralı sırada ismimin yazılı olduğu, beni bekleyen, yalnız ve geleceğimden ümidi kesmiş cevap kağıdını gördüğüm an oldu.

15 dakikada sınavı bitirdim. 30 dakika da ilk çıkan ben olmayayım diye sıranın üstünde uyumamak için kendimi zor tutarak bekledim. sonra herkes sınavın nasıl geçti gelip seni alalımmı diye aradı. aynı kişiler yanıma sınavdan önce şeker, su almamı da söyledi.

biliyorum ki bu ilgi ve alaka kesilseydi benden, bu seferde kimse beni umursamıyor diye kendimi yalnız hissedecek ve sonuç olarak bu sınavı yine umursamayacaktım. 27 saattir aklımda kalan bir kaç şeyse; selçuklu imam hatibin binası çok güzelmiş, bir avize var harika,tanık etkisi diye bir şey vardı soruda 15 dakikalık soru çözme zamanım içinde 7 dakika bu psikoloji hakkında düşündüm, ve o civarda kiralık ev yok.

artık boynum havaya bakar şekilde yamuk durmaya alıştı. kiralık ev arıyoruz.
meramda bir villam var ve size bişeyler yaparım” diyen ev sahiplerine sevgi besliyoruz.


25
May
2008

kısa

masumiyet

bütün hafta kafamıza güneş geçti şimdi de dolu geçmekte. havanın her türlüsüne razıyım.

bu çay kurabiyesiz çok yalnız, bu çay çikolatasız çok üzgün, bu çay çifte kavrulmuş fındıklı lokumu özlüyor. çayı şekersiz içerim ama yanında bunları yerim listesi ilk üçü dinlediniz.

bu hafta halı ve perde konusunda uzmanlığımı(zı) kazandım(k).


13
May
2008

doğum günüm/ blog ödülleri

pasta

bana en güzel gelen hikaye olayın içinde olupta dünyadan/olan bitenden haberimin olmadığı hikayedir sanırım. bu yüzden bu hikayeyi olayın en süper kahramanı annemden dinlemek için ikide bir onu kızdıracak kadar “anne ben nasıl doğdum” diye sordum bu bir kaç gündür. üstteki fotoğrafta görünen muhteşem pastayı da kardeşim yapmış, yanlışlıkla dolabı açınca gördüm. doğumgünümü “şu hatırladı, bu hatırladı hepsine teşekkür ederim” demek isterdim ama toplamda ailem hariç iki kişi hatırladı. bu sebepten bütün teşekkürleri de onlar kazandı:patagonya, zehra

iki en azından toplanabilir bir sayı tabi :)

bende “blog konferansı-blog ödülleri ve izlenimlerim” diye kocaman havalı bir başlık atmak isterdim. yine de oradan gün boyu telefonla canlı yayın aldım diyebilirim evde otururken. ayrıca dağıtılan badem şekerini de yedim teşekkür ederim :) gelecek sene kişiselde 1. olmak istiyorum :D


10
May
2008

katil domatesler*

domates ailesi

domates;
halen bir kısmı konserve kutularının içinde sıkıştırılmış esaretlerini yaşamaktadırlar.
bugüne kadar insanlar tarafından ezilmiş, türlü işkence metodlarına maruz kalarak,tabiri caizdir;suyu çıkartılmıştır.
ezikliğinden pazar yerinde en son kalan, üstüne basılıp geçilen, sebze midir? meyve midir? nedir? sorusunda yerini bulamamış zira ekmek arası peynirin yanında mutlu bir yer edinmiştir. hatta kimine göre; menemen, kimine göre salça demektir.
düşününki tadını kişiden kişiye farklı güzellikte göstermektedir. ayrıca; üzerindeki giysinin yaka tarafında domates çekirdeği kalıntıları hiç olmamış pek az çocuk vardır.

sahte üretimi olan herşey korsan sayılmasına rağmen, sahte domatesler piyasada özgürce dolaşmaktadır. birgün olurda insanlardan bunun hesabını nasıl sorarlar diye iki kez düşünmek, domatesin hakkına girmemek gerekir.

hayallerimizde en azından balkondaki küçük saksıda gerçek domatesler yetiştirmek, onu kanatlarımızın altında korumaya almak, bu kadar muhteşem birşeye hayran kalıp, şükretmek vardır.

*attack of the killer tomatoes